İslam alimleri evrimi düşündü mü?

İslam alimleri evrimi düşündü mü?

Temmuz 3, 2017 0 Yazar: SoranWeb

Öncelikle şunu belirtmekte fayda var.  Bir şeyden veya bir buluştan bahsetmiş olmakla onun gerçek sahibi olmak arasında ciddi bir fark vardır.  En başta Heraklitos ve Anaksimander gibi düşünürler canlıların değişiminden bahsettiyse de Charles Robert Darwin ve Alfred Russel Wallace gibi isimler evrim düşüncesinin gerçek sahibi olacaklardır. Çünkü bu insanlar sadece bu fikirden bahsetmemiş sundukları kanıtlarla evrimi bilime kanıtlamış ve tartışmamız hale getirmişlerdir. İslam alimleri de evrim düşüncesini yaratmamış sadece dile getirmişlerdir.

Evrim düşüncesinin Darwin’den hemen önce bahsedildiğini söylemiştik. Şimdilerde evrim denilince bile İslam Coğrafyası geçmişte bu konuda neler düşünüyordu, İslam alimleri evrim hakkında neler söylüyor, hangi İslam alimleri ne dedi bir bakalım…

Farabi
870-950 yılları arasında yaşamış ünlü İslam alimidir. Doğum yeri ve kökeni tam bilinmemekte ve tartışmalara konu olmaktadı. (Afganistan veya Kazakistan doğumlu, Türk veya Fars). Orta Çağ İslam aydınları arasında Muallim-i Sani (İkinci Üstat/Magister secundus) alınır. (Birinci üstat Aristo’dur). Mantık, matematik, felsefe, doğa felsefesi, psikoloji, müzik, siyaset dallarında kendini geliştirmiştir. “El-Medinetü’l Fâzıla (Faziletli Şehir- İdeal Devlet)” adlı eserinde canlıların değişimden bahsetmiştir. Bu kitapta “Varolmada heyulani (maddi) cisimlerin mertebeleri hakkında” bölümü, varlıkların basitten başlayarak birbirlerine dönüştüklerini anlattığı aşağıdaki paragrafla başlar. Farabi’den başlayarak İslam alimleri evrim hakkında ne düşünüyor bakalım:

 









“Evvelâ ustukuslar (hava, su, ateş, toprak/cevher) hasıl olurlar. Sonra o cins ve tabiâtteki cisimler hasıl olurlar ki buhar ve bu zümreden olan bulutlar, rüzgârlar ve havada vuku bulan diğer şeyler ve yerin dolayında, altında, suda ve ateşte olan şeyler bu kabildendir. Bunlardan da sair cisimlerin var olması gerekir öyle ki: evvela ustukuslar birbirleriyle karışarak bunlardan birbirine zıd olan birçok cisimler hasıl olur. Sonra, bu zıdların bir kısmı yalnız birbiriyle karışır; diğer bir kısmı ise hem birbiriyle hem ustukuslarla karışarak ikinci bir karışma hasıl eder ki bundan da suretçe birbirine zıd olan birçok cisimler hasıl olur. … Böylece karışa karışa eski terkiplerden (sentezlerden) daha karışık yeni terkipler hasıl olmakla, öyle bir raddeye gelirler ki artık karışma imkânını gaip ederler ve onların karışmalarından hasıl olacak cisimler, onlardan da ustukuslar kadar uzak kalarak ihtilat (karışım) son bulmuş olur. Böylece bazı cisimler ilk ihtilattan, bazıları ikincisinden, diğerleri üçüncüsünden bazıları da son ihtilattan hasıl olurlar. Madenler nispeten sade ve ustukuslara daha yakın ihtilatlardan hasıl olmakla ustukuslardan az uzaktadırlar. Nebat (bitki) daha girift olup ustukuslardan daha uzak terkiplerle hasıl olur ki evvelkilere nispetle ustukuslardan daha uzakta kalır. Nâtık olmayan hayvan (konuşamayan hayvan) bitkiden daha karışık bir terkipten husule gelir. İnsan ise, müstesna suretle, son terkipten hasıl olur.”

 

Kitabın “İlâhi mevcudların, mertebeleri ve heyulânî (maddi) cisimlerin bölümleri hakkında” bölümünde ise aşağıdaki ilginç anlatımlara yer verilir.

 

“Bu mevcudlar şöylece tertip edilirler: evvela onların arasından en bayağısı ele alınır. Sonra daha mükemmeline ve en sonunda ondan daha mükemmeli olmayan mükemmele varılır. Bunların en bayağısı, müşterek ilk maddedir. Ondan mükemmel olarak ustukuslar gelir; sonra bitkiler, sonra nutuksuz hayvanlar (konuşamayan), sonra natık (konuşan) hayvan gelir ki, ondan mükemmel bir şey yoktur.”




 

Görülebileceği gibi bu görüşler modern evrim görüşüyle tam olarak uyumlu olmasa da, yine de canlılar arasındaki kademeli evrimsel değişime dair çok önemli tespitlerdir. Canlıların statik, değişmez, son halleriyle yaratılmış olduğunu değil; kademeli ve birikimli bir evrimsel sürücün ürünleri olduğunu ileri sürmektedir. Bu, İslam tarihinde evrimin ne kadar güçlü bir temelde geliştiğine çok önemli bir göndermedir.

 




 

 

İbn-i Miskeveyh






 

İslam alimleri evrim hakkında ne düşündüğünü merak ettiğimiz başka bir kişi de İbn-i Miskeveyh’dir. İbn-i Miskeveyh İran’da yaşamış İslam filozofudur (932-1030) . Farabi okuluna mensuptur. Hayatı boyunca çok eser vermiş, özellikle insan ahlakı ve davranışı üzerinde yoğunlaşmıştır. Doğanın işleyişiyle düşünceleri El-Cahiz kadar bilimsel olmasa da felsefi düzeyde “El-Fevz el-Aşgar (Al-Fawz Al-Asghar – Küçük Başarı)” isimli kitabında belirgindir. Düşünüre göre doğanın ilerleme süreci cansız maddeden bitkiye, bitkiden hayvana, hayvandan maymuna, maymundan insana doğrudur. Miskeveyh’in eserlerini inceleyen Dr. Muhammed Hamidullah, Miskeveyh’in kitabındaki görüşlerini şu şekilde özetlemiştir:



 

“Miskeveyh’e göre; Allah maddeyi ve gücü yarattı. Madde zamanla buhara ve suya dönüştü. Bir sonraki basamak mineral dünyası oluştu. Belli zamanda farklı mineraller oluştu. Daha sonra mineral dünyası bitki dünyasını oluşturdu. Bitkiler, hayvan özellikleri taşıyana kadar evrildiler, dişi ve erkek cinsleri oluştu. Bu hurma ağacıdır. Hurma ağacı bitkiler aleminin en yüksek, hayvanlar aleminin en düşük seviyeli canlısıdır.”

 

Miskeveyh’e göre bitkilerin lif ve köklerden kurtulması hayvanlar alemine geçiş olmuştur, hareket, dokunma ve yön ilk basamaktır. Hayvanlar alemi dört bacaklılarda “at”, uçan hayvanlarda “şahin” ile en üst mertebeye erişmiştir. En sonunda insanlık sınırındaki maymun yer alır.

 

“… her hayvan, aslında, hayvan olmayandan türemiştir, meninin kendisinin hayvan olmadığı gibi. Bu sıvı, kandan yapılmıştır ve yemekten ve bitkiden ve maddeden…”

 

 

Al-Biruni

 






İslam alimleri evrim  dediğimizde görüşlerini merak ettiğimiz başka kişi de Biruni’dir. Namıdiğer Biruni 973-1048 yılları arasında bugünkü Özbekistan-Afganistan yaşamış zamanının en önemli ve en bilinen İslam alimlerindendir. Fizik, matematik, astronomi, tıp, farmakoloji, doğa bilimleri, tarih, kronoloji ve dil biliminde kendini geliştirmiş ve insanlığa katkıda bulunmuştur. Hintolog (Hindistan uzmanı) olarak da tanınır. “Tarikh Al-Hind (Hindistan Tarihi)” adında bir kitap yazmıştır. Bu kitap Hindistan kültürünün en ince detayları da dahil, bilim, ekonomi, matematik, astronomi ve ilginç bilgiler. Kitabın 47. bölümü aşağıdaki paragrafla başlar. Bu kitapta Biruni’nin coğrafi dağılım, doğal seçilim, yapay seçilim kavramlarının tohumlarını attığını düşünebiliriz:

 

“Dünyanın yaşamı ekime (tohum) ve üremeye bağlıdır. Her iki olay da zamanla artar ve bu artış sonsuzdur, Dünya sonlu olduğu halde. Bir bitki veya hayvan sınıfı kendi formunda artmadığında ve kendine has cinsi kendi türü olarak belirlendiğinde, onun her bir bireyi sadece bir kez var olmak ve yok olmakla kalmaz, bunun yanında kendi gibi bir veya birçok varlık yaratır, sadece bir kez değil birçok kez, o zaman bu tek bir hayvan veya bitki türü, dünyayı işgal edip kendini ve kendi cinsini ulaşabildiği her yere yayacaktır. Çiftçiler mısırı seçerler, istedikleri kadar büyümesine izin verirler, söküp çıkarırlar. Oduncu mükemmele ulaşıncaya kadar o dalları bırakır, diğerlerini söküp atar. Arılar kovanda çalışmayıp sadece yemek yiyen arıları yerler. Ancak doğa ayrım yapmaz, hamlesi her koşulda tek ve aynıdır. Ağaçların yapraklarının ve meyvelerinin çürümesine izin verir; bu, doğa ekonomisinde üreme eğilimiyle sonuçlanmasını engeller. Diğerlerine yer açmak için onları kaldırır.”

 

 

El –Hazini

 İslam alimleri evrim dediğimizde görüşlerini merak ettiğimiz başka bir filozof da El –Hazini’dir. 12.yy başlarında Horasan’da yaşamış Müslüman matematikçi, fizikçi, astronom ve bilim insanıdır. Zamanın ünlü matematikçisi, astronomu ve filozofu olan Ömer Hayyam’ın öğrencilsidir. En önemli eseri, Selçuklu Sultanı Ahmed Sencer için yazılmış “Kitab Mizan Al-Hikma (Hikmetlerin Dengesi Kitabı)”dır. Madde ve insanla ilgili fikrini aşağıdaki şekilde ifade eder:

 

“Halktan insanlar, doğa filozoflarından altının, olgunluk mükemmelliğine ve bütünlük amacına erişmiş bir madde olduğunu öğrendiklerinde, altının diğer tüm metalik madde formlarından geçerek yavaş yavaş bu mükemmelliğe geldiği fikrine kapılıp buna kuvvetle inandılar. Sıradan insanlara göre altının doğası ilk olarak kurşundu, daha sonra kalay oldu, sonra pirinç, ondan sonra da gümüş oldu ve en sonunda altının oluşumu gerçekleşti. Bu insanlar doğa filozoflarının bu sözleriyle, insandan bahsettiklerinde ve ona doğasında ve bedensel yapısında bulunan bir bütünlük ve denge mal ettiklerindeki gibi bir şeyi kastettiklerini bilmiyorlardı. Oysa filozoflar, insanın bir zamanlar boğa olduğunu, sonra eşeğe dönüştüğünü, daha sonra ata, ondan sonra maymuna dönüştüğünü ve en sonunda da insan haline geldiğini kastetmiyorlardı.”

 

 

 

İbni-i Haldun 






İbni-i Haldun da İslam alimleri evrim hakkında hangi sözleri söylemiş dersek araştırma yaparsak başvuracağımız isimlerdendir.1332-1406 yılları arasında yaşamış, Tunuslu Müslüman tarihçi-filozoftur. En ünlü eseri “Mukaddimah (Mukaddime)”dir. Bu eserde evrimle ilgili görüşlerini aşağıdaki şekilde ifade etmiştir:

 

“… Yaratılış dünyasına bakmak gerekir. Önce madde oluşmuştur. Dereceli bir şekilde ilerlemiş, bitki ve hayvan oluşmuştur. Minerallerin son basamağı, bitkilerin ilk basamağıdır, tıpkı çimen ve tohumsuz bitkiler gibi. Üzüm ve hurma gibi bitkilerin son basamağı da hayvanların ilk basamağını oluşturur, tıpkı yılanlar ve kabuklu deniz hayvanları gibi. Buradaki “bağlantı” son basamaktaki her grubun bir üst basamağa geçmek için hazır olma durumudur. Daha sonra hayvanlar alemi sürekli genişler, çoğalır, yaratılış basamağında son olarak, düşünen ve ifade eden “insan” oluşur. İnsanların en üst basamağına, zeka ve idrakın olduğu ancak aktif düşünme ve ifadenin olmadığı maymunlar aleminden ulaşılmıştır…”

 

Kınalızade Ali Efendi

 

İslam alimleri evrim hakkında ne düşündü dediğimizde Kınalızade Ali Efendi de görüşlerine bakmamız gereken başka bir isimdir.

Osmanlı devlet adamı ve alimdir. (1511-1571)  Dedesi sakalına kına sürdüğü için ailecek “kınalızade” hitabını almışlardır. Din, felsefe, ahlak üzerine yazılmış Ahlak-ı Alai en önemli eseridir. Kınalızade  bu eserde insanın hayvanlar alemine mensup bir tür olduğunu ve bu türün diğer hayvan türlerinin en yücesi ve şereflisi olduğunu söyler.

 

“… Cins-i hayvanın nev’i insanî efdalı ve eşrefidir pes. Merâtib-i tefadüi dört olur: Maden ve Nebat ve Hayvan ve İnsan. Ve her cinsin envâında dahi tefâdül vardır. Yani bazı envâ-ı cins. Bazısı ahirde efdaldır ve her cinsin efdal-ı envâı fevkinde olan cinsin ednâ-yı envâına karib olub ekser havass ve levazımında müşârik olur. Evvel madeniyat içinde “mercan” dedikleri cevherdir. Eğerçi madeniyatdandır. Amma fi’l-cümle neşv ü nümâ âsân anda müşâheddir, hattâ karib olmuştur ki, makâm-ı madeniyatdan terakki idüb ufk-ı âlem-i nebât-ı nâmiye dahil ola ve nebatât içinde bu hal ile muttasıf olan “dı raht-ı hurma” (=hurma ağacı) dır ki, âsâr-ı hiss ve harcket-i iradî anda /.âhir ve peydâdır…”

 

Kınalızade bu sözlerinde madenle bitki arasındaki ara varlığın mercan, bitki ile hayvan arasındaki ara varlığın ise hurma ağacı olduğunu, hatta bunların bir üst düzeye yükselmelerinin söz konusu olduğunu söyler.

 

 

 

 

Erzurumlu İbrahim Hakkı

 

Erzurum doğumlu, mutasavvıf, sosyolog, fizikçi, astronom, Türk İslam alimidir (1703-1780). Çoğunlukla dinî ve bilimsel konularla ilgilenmiştir ve en önemli eserleri Divan ve Marifetname’dir.

 

Marifetname’de İbrahim Hakkı’nın temel iddiası olan, Allah’ın her şeyi insanın hizmetine sunmak üzere yarattığı fikrini bir tarafa koyarsak, gökyüzünü ve doğayı çok iyi gözlemlemiş ve özellikle evrim fikrini açık bir şekilde ifade etmiştir:

 

“…Hak Teala’nın emir ve tesiri ile gökler ve yıldızlar dönüp hareket ederek anasır-ı erba’ayı (su, hava, ateş, toprak) birbirine karıştırıp yoğurmuştur. Böylece, önce madenler, sonra, bitkiler, daha sonra hayvanlar meydana gelmiştir. Bu bileşik cisimlerin dört mertebesi arasında, yani maden, bitki, hayvan ve insan arasında aracı bileşik cisimler de vardır. Madenler ile bitkiler arasında vasıta ve geçit olan mercandır. Çünkü mercan katılıkta taş gibidir. Bitki gibi zerre zerre denizin dibinden bitip suyun yüzeyinden yukarı çıkıp kuruduğunda sert olur. Bitkiler ile hayvanlar arasındaki geçit hurma ağacıdır. Çünkü o bitki olmasına rağmen hayvan gibi erkeğine yakın olmadıkça (döllenme olmayıp) neticesi hurma olmaz. Başını kestiklerine helak olup, kuruyup, yaprak ve meyvası kalmaz. Hayvan ve insanlar arasında geçit olanların en açığı maymundur. Çünkü bütün organlar, kıl ve kuyruğundan başka, dışı ve içi insana benzer. Mercan, hurma ağacı ve maymun gibi maden, bitki, hayvan ve insan arasında, geçit olanların varlıklarındaki hikmet, her birinin kendi mertebesi aşağısından son yükseklik derecesine ulaşması, varlıklardaki mertebelerin o silsile yoluyla tertip edilmesi ve insanlık mertebesinde nihayet bulmasıdır…”

 

 

İslam alimleri  evrim meselesini din eksenli olarak incelese de eserlerinde yer vermiş bu konu hakkında fikir yürütmüşlerdir. Ne kadar ilginç değil mi gün İslam dünyası evrim meselesini değil düşünmek duyunca korkmakta ve kaçmaktadırlar. Sizce bunun nedeni olabilir?